İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi: Prof. Dr. Fuat Sezgin

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi: Prof. Dr. Fuat Sezgin

Bir gün Cağaloğlunda  sahafları gezerken, Fuat Sezgin‘in ‘ Bilim tarihi sohbetleri ‘isimli bir kitabını gördüm ve ilgimi çekti hemen kitabın arka sayfasını okumaya başladım ve şöyle yazıyordu :”Elinizdeki kitap, bilimler tarihinin  insanlığın ortak malı olduğunu ve bugünkü Batı medeniyetinin İslam medeniyetine çok şey borçlu olduğunu gözler önüne seren bu değerli bilim insanını Türk kamuoyuna tanıtmayı amaçlamaktadır.

Kitabın arka kapağında  benim ilgimi çeken durum “Batı medeniyetinin İslam medeniyetine çok şey borçlu olduğunu” yazısıydı. Hemen kitabı alıp okumaya başlayınca daha önce neden keşfedemedim ki diye kendi kendime hayıflandım.

Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nde

Düşününki günde en az 17 saat çalışan ve bu gayretiyle tek bir ideali benimseyen büyük adam Fuat Sezgin şu sözleri sarfediyor:

“Amacım, İslam topluluğuna mensup insanlara İslam bilimlerinin gerçeğini tanıtmak, benlik duygularını olumsuz etkileyen yanlış yargılardan onları kurtarmak ve ferdin yaratıcılığına olan inancını onlara kazandırmaktır.(Sezgin F, (2018) http://www.ibtav.org/ 30.08.2018’de erişildi.)

                                                                                 

Muhteşem bir bir şey bu. Çok yüksek bir fikir olmalı!

İslam dünyasının özellikle son 1. asırdır kötü gidişatının vermiş olduğu bir netice ile  ister istemez düşünüyor ve kendime şu soruyu  soruyorum: Bilimde bu medeniyet bu kadar ilerideyken nasıl oldu da geriledi?

Hemen kitap da bu sorunun cevabını arıyorum. Kitabın 27. sayfasında nihayet bu soru Fuat Sezgin‘e Sefer Turan tarafından soruluyor.

Sefer Turan, Fuat Sezgin’e  şu soruyu yöneltiyor.

-Sefer Turan: Ne oldu da Müslümanlar birden bire  böyle geriledi?

Yani islam dünyasında ne oldu da bilimlerle birden bağımızı kopardık ?

-Fuat Sezgin: Evet, o hakikaten çok zor, çok karışık bir mesele.Bu, 1- 1.5 saati alacak bir mesele. Zira 1956 yılında Fransa’da, bir de Frankfurrt’ta iki kongreye büyük büyük oryantalistler konu yaptılar fakat cevabını veremediler. Herkes bir tarafın ihmaline, bir tarafın yanlış anlamasına  filan bağlamaya çalışıyor. Fakat onların aralarındaki  tenakuzlar  bu işin gerçeğinin  henüz bilinmediğini gösteriyor. Ben o iki kongre metinlerini okuduktan sonra mütemadiyen bu problemle meşgul oldum. Kataloğun 1. cildinin 3. faslında  bunu yazdım. Bu bir tarihi meseledir. Yani medeniyetler  ebedi olarak  yaşamıyorlar. Bir takım tarihi hadiseler geliyor, öncekilere son veriyorlar. Yunanlılar  vardı, Yunalıların yerine Bizanslılar Yunancay’yı çok iyi bildikleri halde eski Yunanlardan kalmış olan kitaplardan netice çıkaramıyorlardı. Müslümanlar geliyorlar ve üstelik çok iptidai şartlardan geliyorlar. Yani Arabistan’dan , İran’dan , Türkistan’dan  geliyorlar.
Fakat yeni bir hırsla , yeni bir kuvvetle  yeni bir inançla geliyorlar. 

Yunancayı bilmedikleri halde halifeler, İstanbul’dan ve başka yerlerden Yunanca kitapları taşıyor,Bağdat’ ta tercüme ettiriyor ve bu şekilde  tercümelere dayanarak Müslümanlar Bizanslılardan  daha çok neticeye varıyorlar ve onları geçiyorlar. Öbür taraftan Bizanslılar  hayali şeyler içerisinde uyuyorlar. Uyuyorlar kelimesiyle şunu kastediyorum: 10. yüzyıldan itibaren  Bizanslılar Müslümanlardan bilimleri alıyorlar, tercüme ediyorlar Yunanca’ya…..

Ancak ne diyorlar biliyor musunuz? Müslümanların yeni şeyler keşfettiklerinin farkında bile olmadan, umursamadan: “Bunlar hala bizim, Yunanlıların bilimleri”.

Böyle bir rüya içerisinde  ta 13., 14. asra kadar geliyorlar ve 1453’te İstanbul’u kaybediyorlar. Bunlar tarihi şartlar. Şimdi bunları saymayacağım ama  şu kadarını söyleyeyim; bizde umumiyetle İslam’ı din olarak  bu geri kalmadan  mesul tutarlar. Bunun tamamıyla tarihi bir hakikat olmadığını söylemeyi bir vazife telakki ediyorum. Buna inanıyorum.

Yukarıdaki yazıyı okuyunca rehavete kapıldım.Bizler de aşağılık kompleksi var. Batının üstünlüğü kompleksi hâlbuki geçmişte Fuat Sezgin’e göre: “Avrupalılar 10. yüzyıldan  16. yüzyıla kadar 500 yıl boyunca  Müslümanlardan bilim aldılar. Sonra Müslümanlarda  duraklama, yavaşlama , sonra da gerileme dönemi başladı. İslam dünyası  böyle gerilerken ,İslam dünyasından gelen kitaplarla donanan Avrupa’da yeni bir dönem başladı. Bundan sonra Avrupalılar  kendilerini İslam dünyasından üstün görmeye başladılar.” Kaynak:D:Fuat Sezgin,Bilim Tarihi Sohbetleri (İstanbul:Timas Yayınları 2018) ss.27

Bizlerde hep onları üstün gördük fakat durum tam olarak böyle değildi.

Biliyor musunuz ? Ekim 1960’ta Milli Birlik Komitesi 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştırdı ve bunların arasında Fuat Sezgin‘de vardı.Zor ve sıkıntılı günler başlamıştı onun için. Tüm zorluklara rağmen o pes etmedi zaten edemezdi de. Çünkü onun yapması gereken çok önemli bir görevi vardı.

İslam bilimini öğrenmek ve öğretmek.

Kitabı okurken dikkatimi çeken bir yazıya denk geliyorum.

Sefer Turan, hocamıza bir soru yöneltiyor.

-Sefer Turan: Hocam maşallah 82 yaşındasınız,hala böylesine heyecanla  bilim hayatından  bahsediyorsunuz,gıpta etmemek elde değil. Günde kaç saat çalışıyorsunuz?

– Fuat Sezgin: Şimdi tembelliğe başladım,eskisi kadar çalışamıyorum.Eskiden 17 saat çalışabiliyordum şimdi 3-5 saat azalttık. Sabahleyin 07.30’da enstitüye ilk giden benim. Saat 18.00’de enstitüden çıkıyorum ve sonra da evde çalışmaya devam ediyorum. Kaynak:D:Fuat Sezgin,Bilim Tarihi Sohbetleri (İstanbul:Timas Yayınları 2018) ss.38

Kelimeler kıfayetsiz kalıyor ve bizler de malesef böyle insanların değerini farkedemiyoruz. Popüler kültüre yenik düşmüş bir deha.

Kaçımız tanıyoruz bu ve bunun gibi ülkesi ve devleti için çalışan , Batı dünyası başta olmak üzere İslam dünyasına hakikati bilimsel olarak ispatlamaya çalışan yüksek fikirli insanları?

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin girişi.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi.

Ve 29.08.2018 günü Gülhane Parkı içerisinde İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesine’ne  doğru gidiyorum. Karşıma 10.yüzyıldan kalma küre bir dünya haritası çıkıyor.

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin giriş kısmında sizi karşılayacak olan küre dünya haritası.

Müzeden içeriye girdiğimde gördüğüm ilk yazı J. W. von  Goethe‘nin o güzel sözü.

Tanıyabiliyorsa bir kimse kendini

Ve başkalarını, görecektir burda da

Doğu ve Batı’nın

Birbirinden ayrılmaz olduğunu. (J. W. von  Goethe. Doğu ve Batı Divanı.)

 

Astronomi Bölümünden Bazı Fotoğraflar

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

Fuat Sezgin’in büyük hocalarından Helmutt Ritter.(1892-1971)

Helmutt Ritter.(1892-1971) Gelip geçmiş oryantalistlerin en önemlilerinden biri. Bu büyük bilgin islam bilimlerinin modern etüdünü Türkiye’ye sokmuş ve arap harfleriyle yazılı metinlerin yayınlanmasının geçerli metodunu ortaya koymuştur.

 

Abdurrahman b. Ömer b. Muhammed eş Şüfi (903-986)’ nin gök küresi; sabit yıldızlar astronomisinin kitabına göre dayanılarak yapılmıştır. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Gündönümü noktasını ölçmeye yarayan alet.
Merağa Rasathanesi‘nde (1265) güneşin burçlar dairesinde gündönümü noktasını ölçmekte kullanılmıştır.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Merağa Rasathanesi mensuplarından Mü’eyyededin el-Urdi (1260)’nin icadı; bu alet iki astronomun,astronomik yükseklikler ve azimutlar üzerindeki eş zamanlı olarak gözlem yapabilmelerini sağlıyordu. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi.
Semerkant Rasathanesi . İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
1252 yılında Mü’eyyededin el-‘Urdi tarafından icat edilmiştir. Herhangi bir azimutta Güneş ve Ay’ın görünüşteki çaplarını ölçmede kullanılıyordu.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
İki bacaklı alet. İstanbul Rasathanesi’nde geliştirilen bu alet, gök cisimlerinin her yöndeki yüksekliklerini ölçmeyi sağlıyordu.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Yükseklikleri ve Azimutları ölçmeye yarayan alet.
Uranlenburg Rsathanesi (1577-1597) Tycho Brahe tarafından Merağa rasathanesini aletinin biraz değiştirilmiş şekli.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

Savaş Teknolojisi Bölümünden Bazı Fotoğraflar

Bocurgatlı Büyük Ok Atar.11. yüzyılda İslam dünyasında yaygındı.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Avrupalı Bocurgatlı Denge Ağırlıklı Mancınık. Ms 13.yüzyıldan itibaren Avrupa’ya İslam dünyasından ulaşan bu tip mancınığın 1405 yılından kalan bir resme dayanılarak yapılmıştır.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
İlkel bir tank. Kale kapılarını kırmak amacı ile yapılan bu ilkel tankın şekli ve tarifi 14. yy daki bir yazmada bulunmaktadır.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

Tıp Bölümünden Bazı Fotoğraflar

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Germe Bankı. Omurga çıkıklarının tedavisi için, Ebu’l – Kasım ez Zehravi’nin kitabındaki tarife göre yapılmıştır.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Jinekolojik aletler ve açıklaması. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

Maden Bölümünden Bazı Fotoğraflar

Lapıslazulı. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

Fizik Bölümünden Bazı Fotoğraflar.

Buhar kuvveti le çalışan döner. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Şiddetli rüzgarda sönmeyen bir lamba.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

 

İki pistonlu otomatik su pompası.
Nehir akıntı kuvveti ile çalışan bu iki pistonlu su pompası ilk defa El Cezeri‘nin (1200) dolayı daha sonrada Takiyyettin’in (1553) kitabında karşımıza çıkıyor. Çarkla hareket eden karşılıklı pompalar suyu 11 m yukarı kadar çıkartabiliyor.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Özgül ağırlıklarını ölçme aleti. el Biruni‘nin icadı. Kitabındaki resim ve tarife göre yapılmıştır.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Aerometre. el Haziniye göre sıvıların özgül ağırlıklarını belirlemeye yarayan aleti ele almaktadır.O bu aleti 3. yüzyıldan 4. yüzyıla geçişte İskenderiye’de faaliyet gösteren Bizanslı papos’a bağlıyor.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Su Otomatı. Su kuvveti ile belirli bir süre içinde oluşan hareketler sahnesi. 11. yy. da yaşayan el Muradi’nin otomatlar kitabından.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Uçucu yağlar ve alkol elde etmek için imbik.İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Mizze’de kullanılan gülsuyu destilasyon cihazı. Coğrafyacı Şemsettin ed Dimaşk (13. yy.) İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, Beşeri Coğrafya bölümünde Cabir b. Hayyan’ın deney ve teori ile ilgili bu önemli sözü aslında  İslam bilimini özetlemektedir.

Cabir b. Hayyan’a göre deney ve teori.

Cabir’e göre bütün doğa bilimsel detaylar büyük bir bağlamın içinde yerlerini alır ve sadece bundan hareketle  anlamlarını ve geçerliliklerini  kazanırlar. Söz konusu husus, her yerde, yazarın asıl hareket noktasını oluşturan  ve yazarın  gücü olan felsefi düşünce silsileleridir.Cabir,tekniği kullanmanın yani bilim deneyinin (amel) teoriye (ilm,kıyas,burhan) de yer vermedikçe  hiç bir yere varılamayacağını  tekrar tekrar vurgulamaktadır. (P.Kraus 1930)

Yukarıdaki fotoğraflar müzenin sadece çok küçük bir bölümünün fotoğraflarıdır.

Müzeye ilk girdiğim düşüncelerle,müzeden çıkarken ki ruh halim  çok farklıydı. Nasıl olmasın ki ? Yıllarca bizlere din ve bilim çatışır hurafelerini anlatanlar şu müzeye gitse de olayın aslında öyle olmadığını görseler.

Fuat Sezgin kitabında din ve bilim konusunda şu sözleri sarfediyor.

Yahudi bir Arabist var: Franz Rosenthal. 3 sene önce öldü, benimde dostumdu,1980 yılında yazdığı kitapta diyor ki: ” Eğer İslam dini, bilimi sadece bilim olarak,bilim aşkı olarak  himaye etmemiş  olsaydı ve sadece onun faydacı tarafı bakımından bilimleri tutmuş olsaydı bilimler bu kadar süratli ve bu kadar geniş şekilde gerçekleşemezdi” Kaynak:D:Fuat Sezgin,Bilim Tarihi Sohbetleri  (İstanbul:Timas Yayınları 2018) ss.27

Ben burada ne kadar fotoğraf ve Fuat hocamızın sözlerini paylaşsam da oraya gidip o atmosferi yaşamadan o duyguyu tarif etmek mümkün değil. Ayrıca Bilim Tarihi Sohbetleri isimli kitabı şiddetle tavsiye ediyorum. Kitabı okuduktan sonra  müzeye giderseniz daha faydalı olacağına inanıyorum.

Çocuklarınıza ,arkadaşlarınıza,kardeşlerinize ve çevrenizdekilere  bu değerli insanı ve onun müzesini tanıtmayı kendinize görev bilin çünkü bu gelecek nesiller için hayati bir öneme sahip.

Bu yazımı J.W.von Goethe‘nin sözleri ile bitiriyorum.

“Bu harikulade akılların  meyvelerinden  nasibimizi almak istiyorsak, kendimizi doğuya kavuşturalım, onun kendisinin bize gelemyeceğine göre. Tercümeler bizi sürüklemek bize kılavuzluk etmek açısından  paha biçilemez değerde olabilirler ama… bu kitaplardaki dil,dil olarak  ilk rolü oynuyor.Bu hazinelerin  kaynaklarını aracısız tanımayı kim istemez ki!

Kaynak:

D:Fuat Sezgin,Bilim Tarihi Sohbetleri (İstanbul:Timas Yayınları 2018) ss.27

(Sezgin F, (2018) http://www.ibtav.org/ 30.08.2018’de erişildi.)

D:Fuat Sezgin,Bilim Tarihi Sohbetleri (İstanbul:Timas Yayınları 2018) ss.38

J. W. von  Goethe. Doğu ve Batı Divanı.

P. Kraus 1930

islamansiklopedisi.org

 

4 Comments

  • Mahmut Sedar Keskin

    (30 Ağustos 2018 - 22:23)

    Prof.Dr Fuat Sezgin gibi bir değeri bizlere bir kere daha hatırlatmış oldunuz.Hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ülkemizde bilimin vatandaşlarımız arasında günlük sohbetlere ve tartışmalara konu olmaya başlayarak gelişmesi ve ilerlemesini dileyerek yazınız için size teşekkür ediyorum.Kaleminize sağlık.

  • Ahmet Beytullah Özkaya

    Ahmet Beytullah Özkaya

    (1 Eylül 2018 - 22:59)

    Teşekkür ederim

  • Ders almamız gereken çok şey var.Büyüklerimizin çok çaba sarf ederek edindiği bilgileri biz saniyeler içinde edinebiliyoruz.Büyüklerimizin bize bıraktığı ilmi seviyeyi koruyamadık,korumamaya devam ediyoruz.Türk milletinin çok büyük insanları var,Fuat Sezgin de bunlardan biri.Okuyup,düşünüp anlamamız lazım.Yazınız için teşekkürler

  • Teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir