İkinci El Bilgi Çok Tehlikelidir (Eleştirel Akılcılık)

20. yüzyılın en iyi Bilim Felsefecilerinden olan Avusturya kökenli İngiliz Karl Popper ile birlikte bilim dünyası çok önemli bir tanım kazandı.Kritik Rasyonalizm! (Eleştirel Akılcılık) Daha önceleri bir çok akım geldi geçti. Ama hiçbirisi bu kadar etkili iyi ve tüm bilim dünyasında kabul gören bir etki yaratamamıştı. Realizm, idealizm,pragmatizm,determinizm vb. akımların hiçbirisi bilimin tanımını karşılamıyordu. Çünkü bilim öyle bir gerçeklik ki bunu tek bir nedene bağlamak asla kabul edilebilir bir olgu olamaz. Eleştirel akılcılığın hepsinden bir farkı var: Aklı eleştirmek. Önce düşünmek sonra bu düşünceleri varsayım haline getirmek bu varsayımı test etmek gözlem ile, eğer varsayım yanlış ise yaptığımız gözleme göre tekrar daha uygun bir varsayım getirmek ve sürekli test yöntemi ile yanlış yaparak ilerlemek.Bilim doğrulama yöntemi ile değil yanlışlama yöntemi ile ilerler.

Karl Popper 1902-1994

Eğer doğrulayarak ilerleseydi bu kadar bilim insanı birbirlerinin hipotezlerini çürütebilir miydi ? 300 yıl batıda yapmış olduğu bilimsel çalışmaları etkili olan ve:” Newton hakikatı buldu dünyanın sırrı çözdük” diye sevinenler,  300 yıl sonra işin aslının öyle olmadığı gerçeğini göremediler. O gerçek Einstein ile geldi önce afallandı ciddiye alınmadı fakat gerçek yerini buldu. Peki bir 300 yıl sonra gerçek değişebilir mi ? Elbette değişebilir. Bilimde hiçbir kimse ben gerçeği buldum diyemez ancak geçmişte yapılan bir teoriyi yanlışlar ve gözleme daha uygun olanını getirebilir. Ve böylece bilgi dağarcığımız gelişir bir üst merdivene çıkarız.

O merdivenleri çift çift çıkmak maalesef mümkün değil ve bilim öyle bir yolculuk ki tıpkı evrenin büyüklüğü gibi ucu bucağı da pek görünmüyor ve hakikat’ a  en çok yaklaşanlar da kendi aklını eleştirerek işini yapanlardır.Maalesef verilen eğitimin hiçbirinde bu öğretilmiyor öğrenciye. Nasıl düşünmesi gerektiğini ve her şeyin eleştiriye tabi tutulmasını. Bu o kadar önemli ki, eğitimin insana vereceği hazinelerin en büyüğü bu olmalı.Yaşadığımız sürece cehaletin pençelerinden kurtulmak istiyorsak , cehaletin içinde boğulmak istemiyorsak, bir meczubun peşinden gitmek istemiyorsak bunu yapmalıyız. Gençlerimize bunun nasıl yapıldığını öğreterek işe başlamalıyız. 

Belirli eğitimi olan insanlar nasıl bir meczuba inanabiliyor?   Akıllı olmak yetmez o aklı da eleştirmek gerekir.  Atatürk eleştirel akılcılığın fikrinin ortaya çıkmadığı zamanlarda bile meselelere bu yöntem ile yaklaşmıştır. Siyasetinde, savaşlarında bu yöntemi uygulamış ve bunu başarmıştır. Önce var olan sorunu tesbit etmiş sonra eldeki imkanlar ile bu sorunu nasıl çözebiliriz diye bunun muhakemesini yapmış ve eleştirel odaklı yaklaşarak hayatında hep zaferler kazanmıştır.

Onun diğerlerinden en büyük farkı bu.  Onun bize bırakacağı en büyük miras da budur.  Eğer onu örnek alacaksak bu yönünü örnek almalıyız. Onun sadece resimlerini heykellerini yapmak yetmez  oda bunu istemezdi. “Eğer benim sözlerim bilim ile çelişirse bilimi seçin” diyen ve  hayatını bu uğurda harcamış ancak köhne kafaları değiştirememiştir. Tüm uğraşlarına rağmen cehaleti tam anlamıyla yenememiştir. Atatürk’ün bize bıraktığı en önemli miras olan akıl ve bilimi  öğrenmek ve gelecek nesillere öğretmek gayesi olmalıdır. Türkiye cumhuriyetinin ilelebet payidar kalmasının teminatı bu  değil midir? Atatürk’ün özel hayatı,dostlukları,neleri sevdiği vb. bunların hepsi ikinci plandadır. Bu dünyada aydınlık yarınlara ulaşmanın teminatından bahsediyorum.

Modern insan varolduğundan beri ikinci el bilgi hep olmuştur.İdeolojiler,dinler,fikirler hep dayatılmıştır. Bilgiler değişmiştir bilgi olmadan fikirler ileri sürülmüştür.  Günümüzde  bilginin bir tık ötede olduğu ve güvenilir kaynakların dolup taşdığı, mesafelerin azaldığı, bu çağda okuyan okumayan çoğunluğun yaptığı gerek sosyal medya gerekse başkalarından duyup sorgulamadığı fikirleri savunmasına ne denebilir ?

Ben Sokrates’in bir sözünü örnek alıyorum kendime. Kendisi bu söylemiş olduğu söze uygun bir hayat sürmüş ve bu uğurda idam edilmiş bir filozoftur. Atina mahkemesinde halk meclisi Sokrates’e: “Senin bilip de bizim bilmediğimiz şey nedir ?” diye sorulduğunda Sokrates : “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” diyerek cevap verir.

Sokrates öğretmez. Sadece düşünmeyi empoze eder.

 Okudukça ne kadar az bildiğinin farkına varıyor, egosunu yeniyor fakat bilgi azaldıkça ön yargı ve egoizm artıyor. Öyle kitaplar vardır ki aydınlatır.  Öyle de kitaplar vardır ki   karanlıklar içinde bırakır. 

Ben  çoğunluğu  Platon un yazmış olduğu alegoriye benzeterim. Alegoriye göre insanlar bir mağaraya zincirlenmiştir ve hiçbir şekilde hareket edememektedirler. Gördükleri  tek şey mağara duvarındaki gölgeler ve duydukları seslerdir. Zincirlenmiş insanların gerçekliği bundan ibarettir. Bir gün zincirlenmiş kişilerden bir kişi zincirlerinden kurtulur ve mağara dışına çıkar. Aslında güneş ışınlarının nesneleri aydınlattığını ve gölgelerin oluştuğunu idrak eder. Mağarada gördüğü imgelerin gölge olduğunu anlar ve bunu mağaradaki kişilerle paylaşmak için geri döner. Mağaradaki kişiler farklı bir gerçeklik olduğuna inanmazlar. Bu kişiler  kendi yaşadıkları gerçekliğin dışına çıkamadıkları için dışarıdaki gerçekliği onlara aktarmak mümkün değildir.

 

Ben askerî deha filân bilmiyorum. Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice tesbit etmek, sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek.

Mustafa Kemal Atatürk

Gerçek ɑydınlɑnmɑ düşünürü, gerçek rɑsyonɑlist hiç kimseye hiçbir konu dɑ hükmünü geçirmeyi ɑrzulɑmɑz. Aslɑ, iknɑ etmek bile istemez, zirɑ o her zɑmɑn, yɑnılıyor olɑbileceğinin fɑrkındɑdır.

Karl popper

 

 

Yararlandığım internet kaynakları:

http://www.yenimakale.com/

http://www1.widgetserver.com/

mehmethasanbulut.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir