Galata Mevlevihanesi

Galata Mevlevihanesi

 

 

Eminönü semtinin tarihi dokusunu hazmetmeye vakit bulamadan Galata
Köprüsü’nü aheste adımlarla geçerek Karaköy’e oradan da, tarihi tramvay
marifetiyle İstiklal Caddesi’ne ulaşırsınız.

Beyoğlu’nun kalabalık mekanlarının dışında sakin ve huzurlu bir zaman geçirmek isteyenlerin sığınabileceği yegane yerlerden birisi olan Galata Mevlevihanesi geniş ve yüksek kapısıyla adeta bize hoş geldiniz diyor.
Beyoğlu gibi bir semtte Galata Mevlevihanesi bizleri, günümüzün
koşuşturmasından alarak zaman duygusunu ortadan kaldırıyor ve bir sulh ve sükun ortamına davet ediyor.

İstanbul’un ilk Mevlevihanesi ünvanına sahip Galata Mevlevihanesi 1491 tarihinde II. Bayezid döneminde yapılmıştır.İstanbul’da bundan başka en bilenen Mevlevihaneler Yenikapı, Kasımpaşa ve Üsküdar Mevlevihaneleridir.

Galata Mevlevihanesi’nin geniş bahçesi çeşitli bitki türlerine ev sahipliği yapıyor.
Çevre düzenlemeleri 21 Kasım 2011 günü biten ve çağdaş müzecilik anlayışıyla
hizmet veren mekanı gezmeye nereden başlayacağımıza karar veremiyoruz.

Mevlevihanede girişten itibaren türbeler, mezar taşları ve kitabeler dikkatimizi
çekiyor ve bunlara odaklanıyoruz.

Cümle kapısı kitabesinde Mahmud Han bin Abdülhamid el-muzaffer daima (Adli)
tuğrası altında aşağıdaki dizeler ilgi çekicidir.

Bu kitabede yazılı olanı metinde ne anlatıldığını sorduğumuz müze
görevlisinden ,Galata Mevlevihanesinin 1765 de büyük bir yangınında hasar
gördüğünü . Aynı yıl Sultan III. Mustafa tarafından onarıldığını yine Sultan II.
Mahmud döneminde 1824 de de bir yangın daha geçiren yapının yine bu tarihlerde onarıldığını ve cümle kapısınn dış yüzündeki kitabenin konulduğunu öğreniyoruz.

Geniş bahçeli Mevlevihane’de gezmeye devam ederken, Sultan II. Mahmud’un kızı Adile Sultan’nın Mevlevihane’ye Sarnıç, Şadırvan ve Çamaşırhane inşa ettirdiğini bahçe içinde bulunan bir kitabe kulağımıza fısıldıyor.

 

Yine Mevlevihane’nin bahçesin de Şeyh Galip Türbesi ve Halet Efendi Türbeleri
ziyarete edilebilmektedir. Bizde bu muhterem insanları Güzel Sanatlar Dersi
hocamızın bizlere tevdi ettiği bu ödev vesilesiyle anmış bulunuyoruz.

Bahçede biraz vakit geçirdikten sonra müze sergi alanın Semahane binasında
olduğunu öğreniyoruz.Semahane girişinde Sema alanı, alt katta Derviş Odaları ile üst kat mahfiller olmak üzere üç katlı bir plandan oluşmaktadır.

Sekizgen şeklinde olan semâhâne kısmı; köşelerde yer alan sekiz ahşap sütun,
aralarındaki on dört ahşap korkulukla desteklenir. Sütun ve korkuluklar ikinci katta da devam ederken, alt kattaki sütun başlıkları İyon, ikinci kat odalarını semâhâneden ayıran ve aralarında ahşap kafesler bulunan sütun başlıkları ise Korint düzenindedir.


Üst kattaki sütunların üzerinde yer alan kalem işi bezeli bir kuşaktan sonra, rokoko ve eklektik üsluplarının karışımı bir bezemenin kapladığı tavan yer alır. Yamuk planlı sekiz madalyonun ortasında altın yaldızlı ahşap bir tavan göbeğinin bulunduğu tavanda, 1973’teki müze açılışı için yapılan çalışmalar sırasında Abdülmecid Türbesi’nden getirilen altı kollu bir avize asılıdır.

Semâhâne girişinin karşısında mihrap ve minber yer alır. Dışa taşkın olan mihrapta kalem işi kıvrık dallarla birbirine bağlanan neo-gotik üslupta kemer bezemeleri bulunur. Kapısı ve köşkün köşelerine kondurulmuş dal sikke tarzında ahşap süslemelerinin yer aldığı minber ise herhangi bir üsluba göre yapılmamıştır. Çeşitli desenlerle süslenen ahşap korkuluklarla çevrili mesnevi kürsüsü ve miraciye kürsüsü de semâhânenin yan kısımlarında bulunmaktadır.

Ana giriş kapısının sağında ve solunda ikişer simetrik kapı vardır. Sol taraftaki
kapıların ardındaki merdivenlerden biri alt kata inerken, diğeri üst kata çıkar. Sağ
tarafta yer alan kapılardan birisi, sema ayini sonrasında ikram edilecek olan şerbetlerin hazırlandığı ve semâhâneye açılan kafesli penceresinden semâhânede bulunanlara şerbet dağıtıldığı şerbethâne odasıdır. Sağdaki ikinci kapı ise hünkâr mahfili ve Konya postnişinin odalarına ek olarak iki odanın daha bulunduğu üst kısma çıkar. Semâhânenin alt katında, içeriden olduğu gibi yapının sağ tarafındaki bir kapıdan da girilebilen derviş odaları bulunur. Taş köşeli bir koridorun yer altığı bu katta, on derviş odasının yanı sıra birer matbah ve meydan odası da yer alır. Her bir derviş odasının girişinde, abdest almak almak için delikli birer taş vardır.

Odalardaki bir basamak sonrasında, tahta döşeli ve genellikle hasır veya kilim
kaplı oturma bölümüne geçilir. İkişer penceresi olan odalarda yerden yüksek, L
şeklinde bir sedir pencere önü ve bir duvar boyunca uzanmıştır.
Derviş odalarında Mevleviler’e yönelik çeşitli yaşam kesitleri canlandırılmaya
çalışılmıştır.

Galata Mevlevihanesi’nde en çok dikkatimi çeken Meşk Tahtası ‘da denen, kare
şeklinde bir tahtaydı.

Semazenler eğitime bu tahta üzerinde yapılan egzersizle başlardı. Bu tahta, ceviz veya ıhlamur ağacındandı. Orta kısmında başparmak tırnağı büyüklüğünde bakır veya pirinçten mamul, yuvarlak bir kaba çivisi vardı. Günümüzde ancak müzelerde görebildiğimiz eski meşk tahtalarında çivinin etrafı, egzersizler sırasındaki ayak hareketlerine bağlı olarak aşınmaya uğramıştır.

Semazen olmak isteyen derviş, sağ avucuna bir miktar tuz koyarak bu tahtanın
yanına gelir. Evvela baş keser. Sol dizini yere dayar. Sağ dizini bükerek yere çöker.

Çiviyi öptükten sonra, avucundaki tuzu çivinin etrafına serperdi.
Tuz, meşk esnasında ayağın rahatça kaymasını sağladığı gibi, ayak dokusunun
sürtünmeden dolayı yara olmasını engellerdi.

Semahane’nin mihrap hariç üç bir yanını çevreleyen ve Sema alanına bakan
mahfillerde Müze koleksiyonundaki diğer eserler sergilenmektedir.

 

Mustafa Düzgünman’ın Ebru Malzemeleri Soldan başlayarak üst kat arka oda ve mahfillerde sırasıyla;Mustafa Düzgünman ve Ebru sergisi, Hat Sanatı sergisi, Hilye-i Şerif levhaları sergisi, Mıtrıb Maksuresi’nden geçilerek sağ bölümde Çelebi Mahfili, Hünkar Mahfili be devamında Mehter ve Müzik aletleri sergilemeleri görülebilir.

Ebru Sergisi Hilye-i Şerif levhaları

Osmanlı döneminde yabancıların Mevlevihaneyi ziyaretlerinde Sema törenlerini
izlediği bölüm olan Ecnebiler Mahfili duvarları Adolphe Jean-Baptiste Bayot,Emedeo Preziosi’nin Galata Mevlevihanesi’ni resmettikleri gravürleri ve Hans Christian Andersen’in Mevlevihaneyi ziyaretinden sonra izlenimleri bulunmaktadır.

 

Gel!.. Ne olursan ol, yine gel…
İster kâfir ol, ister ateşe tap, ister puta…
İster yüz kere tevbe etmiş ol, ister yüz kere bozmuş ol tevbeni…
Bizim kapımız umutsuzluk kapısı değil, nasılsan öyle gel.

Hazırlayan : Mahmut Serdar KESKİN-Coğrafyacı  20.11.2014

 

Mahmut Serdar Keskin

Mahmut Serdar Keskin

15 Temmuz 1975 yılında İstanbul'da doğdu. Öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Keskin, ilköğrenimine Amasya'da başladı. Daha sonra Çorum ve Samsun'da ilk ve orta öğrenimini tamamladı. İstanbul’da Boğaziçi Behçet Kemal Çağlar Lisesi’nde öğrenimine devam etti ve 1993 yılında mezun oldu. Lise sonrası bilgisayar donanım ve yazılımı üzerine ticaret ile uğraştı. 2002 tarihinde Anadolu Üniversitesi - Muhasebe Finansman bölümünü bitirdikten sonra çeşitli kurum ve kuruluşlarda çalıştı. 2010 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu oldu. Bunu takiben 2015 yılında Anadolu Üniversitesinde Coğrafi Bilgi Sistemleri Uzmanlığı eğitimini tamamladı. 2018 yılında İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl Gebze Teknik Üniversitesi'nde Pedogojik Formasyon eğitimini tamamladı. Evli ve iki çocuk babası olan Keskin halen İstanbul’da Büyükşehir belediyesine bağlı bir kuruluş olan İSKİ’de bir yandan iş hayatını sürdürmekte diğer yandan hayranı olduğu sınır tanımayan bir bilim olan Coğrafya konusunda kendisini geliştirmekte ve meslektaşlarıyla coğrafya ya katkı sağlamak için çalışmaktadır.  Yazmak için öğrenme, öğrenmek için yaz.                       (Mahmut Serdar Keskin)

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir